Mutlu olmanın yolu sevgiden geçer. Eğer gönlün, yüreğin sevgi dolu ise en mutlu insan sensin. Çünkü yaratılanı Yaradan'dan ötürü seviyorsun. Gönlündeki sevgiyi, mutluluğu, iyiliği, heyecanı çevrenle paylaşıyor; pozitif enerji, demet demet gül saçıyorsun.
Bütün canlılar sevgi bekler, ilgi bekler. En vahşi hayvan bile kendisine sevgi ve ilgi göstereni sever. Ona zarar vermediği gibi hizmetine dahi girer.
Sevgisizlik çorak toprak gibidir; onda yeşili, gülü, çiçeği, laleyi, sümbülü göremezsin. O toprak ile bağrına ektiği her tohumu yetiştiren, çevresini yemyeşil yapan, gonca güller ve binbir çeşit meyve sebze yetiştirip Allah'ın bereketiyle tüm canlılara sunan toprak bir olur mu?
Önce insanlar Allah'ın yarattığı eşrefimahlukat olarak verimli toprak gibi çevresini bereketlendirecek; önce gönüllere girecek, gönlündeki güzellikleri başta insanlar olmak üzere bütün canlılara aktaracak.
Bugün önce kendimden başlamak üzere; konuma komşuma, köyüme kentime şöyle bakıp bir değerlendirme yaptığımda üzülerek söylüyorum ki çorak toprak gibi gönüllerimiz çoraklaşmış. Ne sevgi ne saygı kalmış, biz gitmiş ben gelmiş.
İnsanlar yakınını, eşini dostunu, evladını, atasını unutur olmuş. Yardımlaşma yok, düşenin elinden tutan yok, selamlaşmak yok, hâl hatır sormak yok. Nereye gidiyor bu insanlık?
Geri dönüp baktığımda gerçekten biz böyle değildik. Anaya, ataya saygı ve hürmet; kardeşe, akrabaya bağlılık... Tam da dinimiz İslam'ın ve töremizin buyruğu gibiydi. Ana duası alınmadan yola çıkılmazdı. Önceden yaşlı evleri yoktu; ana ve babayı yaşlı bakımevlerine terk etmek yoktu. Şayet varsa o evlat toplumdan dışlanırdı. Evlat evlense de çoluk çocuk sahibi olsa da ana ve babanın, özellikle ihtiyarlık ve hastalık döneminde, hizmetkârı idi. Bakımını bizzat evlatları yapardı.
Ne oldu bize? Ana babaya bakmak şöyle dursun onlar eve alınmıyor. Kardeş kardeşi can yoldaşıydı, komşu komşunun hem külüne hem gülüne muhtaçtı. Gençler büyüklerine, öğretmenlerine, ustalarına saygılı idi. Şimdi öğrenci öğretmeni, çırak ustayı dövüyor. Biz böyle değildik hangi el bizi bizden etti? Haramı helalı tanımıyor, hakkımıza razı olmuyor, inancımızın ve töremizin emirlerinden koşar adımlarla uzaklaşıyor, uzaklaştıkça da bataklığa saplanıyoruz.
Gönülden gönüle derken gönül almak, gönle girmek, sevmek, merhamet etmek... Ecdadımız insanlar kadar hayvanların da haklarını korumuş. Çünkü onların da üzerimizde haklarının var olduğunu biliyorlardı.
Yunus gibi seveceksin; "Bir tek gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil." diyor ya tam da böyle. Ozan, "Gönülden gönüle bir yol vardır, görülmez" diyor. Bu yolu takip edelim, sevelim sevilelim. Dünya kimseye kalmaz.













